17 Şubat 2011 Perşembe

güneşe baktıktan sonra nereye baksanız o güneşi görürsünüz ya..

hani bir ışık hayal edersiniz yıllarca, onu görünce ona dokununca artık her şey pembe gelir insana. hatta sevgiye boğarsınız kendinizi, kamaşan gözleriniz göremez hiç bir karmaşayı.
güneşe baktıktan sonra nereye baksanız o güneşi görürsünüz ya..
işte..
hava ısınmasına yakın kalkar ya hayvanlar kış uykusundan, uyanıyorum sanırım bende bu derin uykudan.
güzel şeyleri dile getirmekte zorlanan ben sanırım ilk kez içimden konuşabiliyorum bu konuda.
bu güzel bir ilerleme.
adım, adım.

9 Şubat 2011 Çarşamba

aklımı kaybediyorum,
milim milim uzaklaşıyor benden
uçup gidişini görüyorum
ellerimi kımıldatmadan
göz ucuyla bakıyorum..

yükseliyor,
alçalıyor..

oyun oynuyor adeta.
yinede bakıyorum,
bekliyorum.
geri döneceği yer benim yanımdır diyorum

bekliyorum.
benim yanım,
onun..

30 Ocak 2011 Pazar

bugün tam anlamıyla kavradım olayı. bu ev bana yaramıyor. ne olduğunu bilmiyorum ama garip bir şey var, vücudumun her yerini sıkıyor, morartana kadar. göğsüme oturuyor, nefesimi kesiyor. 8.yılımızda olucak şey mi bu...
6 ev bıraktım geçmişte.. her biri ayrı bir güzellik kattı bana ama şimdiye kadar hiç birinde bu kadar karanlıkta kalmamıştım. hiç biri bu şiddette bir gürültü yaratmamış içimde. gerçekten içimde birileri bağırıp duruyor. susmuyor. beynimi tırmalıyor, her an her dakika. içime çektiğim hava beni daha fazla soluksuz bırakıyor sanki.
taşınmam mı gerek? ne yapmam gerek...

9 Ocak 2011 Pazar

savaş Ve barış

ne tatlı değil mi? orospu. niye bu kadar kaçıyoruz bu kelimeden oysa ki ağızdan su gibi serpiliyor; oğ-ross-puh

hayat sana çok güzel biliyorum, a-ah pardon güzel değil ama o kadar güzel gösteriyorsun ki kendimi tutamıyorum. seni kıskanıyorum. evet, en sonunda söyledim. seni kıskanıyoruuuuum. ay çok güzel bir daha söyleyeceğim.

bu insan karşısındaki rahatlığın yok mu! ee gerçi o jartiyer bende de o kadar güzel dursa heralde aynı kendine güven ve rahatlıkla dikilirdim milletin karşısına. senin gibi hemen atlardım üzerlerine ki bir an önce geçebileyim öne...

hayır, işin güzel kısmı her seferinde karlı çıkman. inan en çok bunu kıskanıyorum. herşey yalnızca sana ait. sende sana aitsin, dün gece altına girdiğin adamda sana ait. tüm yetkiler sende, insanlar senin dünyanda birer köle. sürekli bir savaşsın. herkes senin için çıldırıyor, deliriyor, seni istiyor hatta uğruna açık arttırmalar başlıyor.

güzelsin be orospu. ağdayla bile söküp atamadığın kıllarında olsa çok güzelsin.

seni baya kıskanmışım ha baksana?

iyi geceler tatlı orospu, büyük bir şans teptin.
yalnız rüyalar.

30 Aralık 2010 Perşembe

.... bu yıl olsun hey hey!

son oyunlarını oynadığımız 2010 yılına bir bakış attıyoruuuum. neler yaptım, neler yaptılar, ne kadar yol aldım, ne zaman yerimde saydım...


2010 yılının ilk saatleri pek tatlı geçmemişti hatırladığım kadarıyla, gözyaşları, kavgalar, ahlak konusunda konuşulanlar.. hatta bu konuşmalar bütün bir ocak ayını sarmış beni de kendime olan güvenimden uzaklaştırmıştı. süreklilik sağlamış eğitim hayatımın son donemime girmeme az kalmıştı, hafif bir yoğunluk vardı sanki..

şubat geldi, tatil... 15 günlük bir ara verip nefes alıcak, kendime gelicek ve bir iki ay daha dayanıp yeni hayatıma adım atıcaktım. ancaaaakkkk.... 15 günlük tatilin daha ikinci gününde fazla alkolün de etkisiyle birikmiş duygularımız bizi solladı. bir ağaca çarptık. araba haşat, ben vasat!patlayan dudağım ve kanayan burnumla tanımadığım birinin evindeyim.. hissedilir hasar bırakan ilk kazamdı, son olmasını umuyorum..

mart sakin geçmek zorundaydı, durulmam gerektiğini söylüyordu sanki şubat ayında olan tüm aksilikler! bende biraz sakinleştim, kendimle kalmaya başladım.. zaten herkes beni kendimle bırakmaya pek müsaitti :)

nisan bir tatlı tatlı başladı, doğum günümün oluşu, hafif kalbmin çarpması ister istemez güzelliklerin yola çıktığını söylüyordu amaaaa ne kadar güzellik olursa olsun hayatında ağzını kocaman açıpta anırdığın dostların yokken ne farkederdi? onları gerçekten özlemiştim, onlar özlememiş miydi acaba?

mayıs... ohh çektim, artık evimdeydim. okul bitti biticek, pisliklerden uzaklaşıcam falan... iş hayatı başladı. para para paraaaaaaaa! insan kendini bişey sanıyor tabi. ee harcıcak yer/kimse yok, biriktir o zaman dedim. yine evimdeyim, muhteşem çiftlerim gidip geliyor, iyi ki varlar!

haziran, okula son verdik! artık bitti o karanlık günler !!! dedim ki, aslında hiç bitmiyormuş anladım :) eski konular gündeme geliyor dostlar arasında, söylenmesi gerekenleri söyleyip, yine suçlu oluyorum. yine yalnız kalıyorum. ah şu kadınlar!

temmuz-ağustos, çok sıcak, istanbulda yalnızım. tatile gitmek istemiyorum, evin bu halinin tadını çıkartıyorum. sorumsuzluğum baş gösteriyor. kalbim acıyor ama umursamıyorum, her zaman yaptığım gibi. diger kalpleri iyileştirmeye gidiyorum...

eylül yeni insanlar tanıyorum, hepsi birbirinden tatlı, sıcak insanlar. bana çok şey katıyorlar, çok şey öğreniyorum onlardan. eski raflardan bir kaç kutu indiriliyor, eski arkadaşlarla görüşülüyor ve eskiler ortaya çıkıyor. o kadar alışmışki vücut yalnızlığın rahatlığına ve dramına hiç bozasım yok! yerlerine kaldırıyorum hepsini..

ekimmmm... yüce ekim!

kasım da biraz zor zamanlar geçiyor, dostlarımı çok özlüyorum. onları bir arada görmek istiyorum ama bu imkansız. herkes bir agızdan konuşuyor, sadece dinleyebiliyorum. hala içimde kalmış sözcükler var.

veeeee... aralık. hayatımda bir ilk yaşıyorum. muhtemelen 14-15 yaşlarımda yaşamam gereken o "ergenlik bunalımları" nı şimdi yaşıyorum. "ulaşmak istediğim hiç bir şeye ulaşamadan ulaşmışcasına mutlu olmak nedir biliyor musunuz? Ben biliyorum. geçmişime baktığımda sırf annem, babam, ablam, arkadaşlarım vs üzülmesin diye, onlar hayallerinden, isteklerinden olasın diye kendi hayallerimi arka plana atmışım. atmamış gibi mutlu olmuş, elimdekiyle fazla yetinmişim. sesim çıkmaz, yüzüm gülmez olmuş. hiç bir şeyin arkasından koşmamışım, yorulmamışım, çabalamamışım. 6 ay çalışıp kendime hiç bir şey almamışım. yapılacaklar listesini hiç tamamlayamamışım. kendime güvenimi yitirmişim. " dedim. ve bir kaç gün kendimi eve kapattım. ne yapmalı ne etmeli diye düşündüm durdum. Buldum.. bugün 30 aralık 2010. 30 aralık 2011 de neler yazıcağımı merak ediyorum. umarım bu sefer bu kadar uzatmam...

Hepimize mutlu yıllar.. sevdikleriniz ve dostlarınızla!

24 Aralık 2010 Cuma

olmalı mı olmamalı mı

aralık ayında güneş açtı. bir hafta boyunca sonbahar tatlılığıyla geçti günler. peki ben o günleri nasıl değerlendirdim? Eve kendimi kapatarak. neden? haketmediğimi düşündüğümden.
son cümleyi yazarken kendime bir çok küfür saydırdım, evet... kendi kendimi kuleye kapatıyorum. kapılara kilit vurduruyorum. uzaklaşıyorum normalden, kaybolan benden.
ne kadar da iyiyim! kimse kabullenemiyor şu halimi, çok gülüyorum. bende insanım insanmasanızda, benimde duygularım var, her gün gülemem ki ! sonra yüzlerinde hafif bir tebessüm oluyor, kalkıp gidiyorlar.

10 Aralık 2010 Cuma

sevgili insanlar

Zamanı geldi sanırım gerçeği kabullenmenin. Biten sevgileri görmeliyim artık. O yüksek sesler kesildi uzun zamandır. Sabahlara kadar anlattıklarım, paylaştığım sevinçler. Biten şaraplar, kenarda saklanan şarap şişeleri atılmalı artık sanırım. Kabullenmeli bir şeyleri, kaç yaşına geldim değil mi? E artık büyüdüm, gerçekler daha bir gerçek değil mi artık ya da daha bir acı. O zaman toptan yakmalı tüm resimleri, eski anıları. Sildi mi tam silmeli! Mi?

Ne yapmalı şimdi? Aylarca savaştığın dostluktan vaz mı geçmeli..
Durmalı öylece… Dinlemeli sessizliği. Her bedenin ihtiyacı vardır böyle ayrı düşmelere, biraz yalnızlık gözyaşlarına. Hatta farkındalığa… evet, farkındalık.

Belki çok uzun zamanımı aldı fark etmek.. hatta geç oldu güçte oldu. Olsun, daha iyileri için!
Hep hata yapmaktan uzak, insanları kaybetmekten uzak olalım diye engelledik kendimiz. Sustuk; anlayışlı olduk. Konuştuk; suçlu olduk. Ağladık; güçsüz olduk. Düşüncemizi savunurken; hiç hissetmediğimiz olduk hep.. hep ve onların gözünde.

Bir kere mi olduk? Hayır! O zaman suç kimde… sende ve bende sevgili arkadaşım. Biz hep yaptık bunu.

Bakıyorum da hayatımıza bak kaç yıl olmuş, bir şeyler öğrenmişizdir artık.. bundan sonra yapmayız yeniden aynı hataları, iyilikten uzaklaşmaz artık insanlar yanımızdan. Kötü davrandıkça bağlanıyorlar sana e anladık artık değil mi? Yalan söyle, aldat onları, herkesin içinde küçük düşür! İnsanlar bayılıyorlar buna yahu!

Kötü gün dostu diye bir şey yok.
E anladık artık…
Değil mi?