son oyunlarını oynadığımız 2010 yılına bir bakış attıyoruuuum. neler yaptım, neler yaptılar, ne kadar yol aldım, ne zaman yerimde saydım...
2010 yılının ilk saatleri pek tatlı geçmemişti hatırladığım kadarıyla, gözyaşları, kavgalar, ahlak konusunda konuşulanlar.. hatta bu konuşmalar bütün bir ocak ayını sarmış beni de kendime olan güvenimden uzaklaştırmıştı. süreklilik sağlamış eğitim hayatımın son donemime girmeme az kalmıştı, hafif bir yoğunluk vardı sanki..
şubat geldi, tatil... 15 günlük bir ara verip nefes alıcak, kendime gelicek ve bir iki ay daha dayanıp yeni hayatıma adım atıcaktım. ancaaaakkkk.... 15 günlük tatilin daha ikinci gününde fazla alkolün de etkisiyle birikmiş duygularımız bizi solladı. bir ağaca çarptık. araba haşat, ben vasat!patlayan dudağım ve kanayan burnumla tanımadığım birinin evindeyim.. hissedilir hasar bırakan ilk kazamdı, son olmasını umuyorum..
mart sakin geçmek zorundaydı, durulmam gerektiğini söylüyordu sanki şubat ayında olan tüm aksilikler! bende biraz sakinleştim, kendimle kalmaya başladım.. zaten herkes beni kendimle bırakmaya pek müsaitti :)
nisan bir tatlı tatlı başladı, doğum günümün oluşu, hafif kalbmin çarpması ister istemez güzelliklerin yola çıktığını söylüyordu amaaaa ne kadar güzellik olursa olsun hayatında ağzını kocaman açıpta anırdığın dostların yokken ne farkederdi? onları gerçekten özlemiştim, onlar özlememiş miydi acaba?
mayıs... ohh çektim, artık evimdeydim. okul bitti biticek, pisliklerden uzaklaşıcam falan... iş hayatı başladı. para para paraaaaaaaa! insan kendini bişey sanıyor tabi. ee harcıcak yer/kimse yok, biriktir o zaman dedim. yine evimdeyim, muhteşem çiftlerim gidip geliyor, iyi ki varlar!
haziran, okula son verdik! artık bitti o karanlık günler !!! dedim ki, aslında hiç bitmiyormuş anladım :) eski konular gündeme geliyor dostlar arasında, söylenmesi gerekenleri söyleyip, yine suçlu oluyorum. yine yalnız kalıyorum. ah şu kadınlar!
temmuz-ağustos, çok sıcak, istanbulda yalnızım. tatile gitmek istemiyorum, evin bu halinin tadını çıkartıyorum. sorumsuzluğum baş gösteriyor. kalbim acıyor ama umursamıyorum, her zaman yaptığım gibi. diger kalpleri iyileştirmeye gidiyorum...
eylül yeni insanlar tanıyorum, hepsi birbirinden tatlı, sıcak insanlar. bana çok şey katıyorlar, çok şey öğreniyorum onlardan. eski raflardan bir kaç kutu indiriliyor, eski arkadaşlarla görüşülüyor ve eskiler ortaya çıkıyor. o kadar alışmışki vücut yalnızlığın rahatlığına ve dramına hiç bozasım yok! yerlerine kaldırıyorum hepsini..
ekimmmm... yüce ekim!
kasım da biraz zor zamanlar geçiyor, dostlarımı çok özlüyorum. onları bir arada görmek istiyorum ama bu imkansız. herkes bir agızdan konuşuyor, sadece dinleyebiliyorum. hala içimde kalmış sözcükler var.
veeeee... aralık. hayatımda bir ilk yaşıyorum. muhtemelen 14-15 yaşlarımda yaşamam gereken o "ergenlik bunalımları" nı şimdi yaşıyorum. "ulaşmak istediğim hiç bir şeye ulaşamadan ulaşmışcasına mutlu olmak nedir biliyor musunuz? Ben biliyorum. geçmişime baktığımda sırf annem, babam, ablam, arkadaşlarım vs üzülmesin diye, onlar hayallerinden, isteklerinden olasın diye kendi hayallerimi arka plana atmışım. atmamış gibi mutlu olmuş, elimdekiyle fazla yetinmişim. sesim çıkmaz, yüzüm gülmez olmuş. hiç bir şeyin arkasından koşmamışım, yorulmamışım, çabalamamışım. 6 ay çalışıp kendime hiç bir şey almamışım. yapılacaklar listesini hiç tamamlayamamışım. kendime güvenimi yitirmişim. " dedim. ve bir kaç gün kendimi eve kapattım. ne yapmalı ne etmeli diye düşündüm durdum. Buldum.. bugün 30 aralık 2010. 30 aralık 2011 de neler yazıcağımı merak ediyorum. umarım bu sefer bu kadar uzatmam...
Hepimize mutlu yıllar.. sevdikleriniz ve dostlarınızla!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder