28 Mart 2010 Pazar

çocukluk düşü

Tamam çıkıyorum bu kez bu çemberden. Yalnızca siz kalın. Siz düşünün, siz yapın. Genişleyin, daralın. Sıkılıp bunalıp kendinizi oradan oraya atın. Ama sakın durmayın. Hep kendi adımlarınızla ilerleyeme çalışın. Hep iyi düşünenlerden kaçının. Yada vazgeçtim, siz hep iyilerin peşinde koşun, zaten iyi-kötü ayrımınız tükenmiş. Sakın kulaklarınızı açıp tek bir kelimenin sizi etkilemesine izin vermeyin.
Çemberinizde kalın. Sende kal. Hatta özellikle sen kal istiyorum. Kal ki gör gerçek olanı, olmayanı. İçerde yaşadıklarını ve dışarıda kaçırdıklarını.
Çemberinde kal hep, eskisi gibi ol ama . yine kaç iyilerden düş kötülüğün kollarına, sarıl ona doyasıya, sar sarmala iyice. Bir tutuşta çek kendine ve öp delirene kadar. Aklını kaçırana kadar öp onu. Dudaklarına işleyen demir tadı vücuduna dağılsın. Boynuna, omuzlarına, kollarına, karnına, bacaklarına hatta ayak parmaklarına kadar hisset o tadı. Seni ele geçirmesine izin ver. Artık onun olma vakti geldi çoktan. Nafileyim bundan sonra .
Dönün o çemberin içinde. Zaten kurtulamazsınız isteseniz de o yüzden sadece dönün, yer değiştirin, kimlik değiştirin. Mesela o dudakların sahibi bu sefer solundaki olsun ve yeniden hisset aynı tadı. Bilmiyorum belki de farklıdır tadı. Sen karar ver. Madem böyle düşünüyorsun, madem beni çemberin dışında tutuyorsun o zaman neden hala çıkış yolu arıyorsun, neden hala bir yerlerden sesi sesimi duymaya çalışıyorsun. Yapma! Artık sen bu dünyadasın. Göründüğü gibi değil benim dünyam. Dinleme artık beni..

17 Şubat 2010 Çarşamba

Karanlık Odada

Yıllar herşeyi eskitebilir, aşkları, dostlukları, sevgileri hatta nefretleri bile. Yapılan yanlışlar su gibi akıp geçen zamana dayadımı sırtını yok olur gider, başka diyara göç eder. Bu göçebe duygular zamanla yerini durgunluğa bırakır, huzura ve aslında doğru olanları görürsünüz çünkü artık taşkınlar yoktur hayatınızda. Aklınız duygularınız düşnce yapınız değişmiştir hatta hala değişiyordur döngü kurulmaya başlamıştır artık. Farkındalık seviyemiz arttıkça dahada bir aydınlık görürüz önümüzü, insanları, kendimizi. Geçmişteki hataları bir daha ayıklarız. Kendi yolumuzu bulma çabalarımıza daha da odaklanırız. Belkide zaman kavramını daha iyi anlarız.çünkü zaman geçmiştir artık geriye dönüşler, keşkeler, üzüntü ve sevinçler yoktur. Bir sayfadır kapanan ve hemen ardından açılan. Bembeyaz, ışıl ışıl. Kirletmek ve ya o boşluğu korumak senin elindedir.

Ben kirletmekten yanaydım. Bütün bir sayfayı doldurucaktım. Geçmişe perdemi çekip sadece güneşe aralayacaktım. Kocaman bir sıcaklık ilk önce bana sonra bütün hayatıma yayılıcaktı ama gel gör ki daha farkında olmam gereken çok şey varmış. Tek başıma çeviremezmişim o sayfaları. "Tek başıma". Önceden nasıl yaptıysam ( nasıl yapıyorsam..) öyle yapmalıymışım. Ama işte hayatın boktanlığıda burdadır ya.. Tam herşey güzel dersiniz, istekleriniz olup bitivermiş, hayatınız düzene girmiş, sevdikleriniz yanınızda kalbinzde sevmediklerinz çok uzaklarda dersiniz birde bakarsınız ki aslında bunların hepsini örtebilecek bir karanlık hemen ensenizde solumaktadır. Bir yanınız ona yenilmemeni ne olursa olsun ayakta durman gerektiğini söylesede öteki yanınız en zayıf noktasında oluşan acıya dayanamamaktadır.

Ve vucüt yenik düşer! Tüm umutsuzluklara, yenilgilere ve verilen emeklerin bomboş karşılıklarına. Doğru bildikleri yanlıştır tam o noktada. Sağı soludur soluda sağı. Allak bullak hayatı boşluğa doğru sürüklenir, hırpalanır, yıpranır. Bir ışık bekler bir adım daha atabilmek için, o sayfayı çevirebilmek için ama nafile.

Sanırım bu sefer her şey için çok geç kaldı bu ruh.