23 Haziran 2011 Perşembe

boğuyorum sevgilim.
bu renkler...
bana ne lazım biliyor musun?

"sen burada yaşayamıyorsun"
peki.

uyandım sevgilim.
uyandım.
tam noktamdayım.
kocaman bir çığlık,
ve işte oradayım.

bir yastık, iki kafa.
patlamak üzereyim
kafamda biri,
susmuyor, sürekli didikliyor, konuşuyor
BAĞARIYOR.
susuyorum.
tahammül edemiyorum. sizleri sevmiyorum.
susuyorum.
rüzgardan başım ağrıdı

bir şey mi duydum?

iki soluk.

11 Haziran 2011 Cumartesi

bir garip lan. hakkaten garip. yani böyle hoş bir şey tabi ama aynı zamanda da rahatsız edici. hem böyle alıyor içine hem atıyor en ileriye. garip ya, baya garip.

bir tane defter var elimde şimdi.
küçük, sarı sayfalı..
ve oraya karalamaya çalışıyorum
onu bile beceremiyorum.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

değiştir kalbini

ihtiyacım var
ver onu

gün ışığına doğru üfle ve kaybet

kaybetmek mi?
en sevdiğim.

21 Nisan 2011 Perşembe

kendime doğum günü hediyesi

gece on ikiyi geçti.. doğum günümü kutlayan insanlara teşekkür edip yatağıma girdim. dualarımı sıralayıp uykuya daldım. bir rüya gördüm.. sonlarına doğru kabus oldu. her zamanki gibi ilk başını hatırlamıyorum. yalnızca kabus var gözlerimin önünde.

sokakta dükkanın önünde bir yatakta uyuyorum. yanımda büyük bir araba var. bir ses duyup kafamı kaldırıyorum. bir erkek gölgesi görüyorum arabaya doğru gelen. yüzümü arabaya doğru çevirip uyumaya devam ediyorum. o anda arkamda durup kulağıma fısıldamaya başlıyor ama duyduğum bir kadın sesi. kendi kendime uyu diyorum boşver onu. ama fısıltılar netleşmeye başlıyor. o kadın "uyursan ananı sikerim! uyursan ananı sikerim!" demeye başlıyor. kızı susturmak için ellerini tırmıklıyorum ama arkamı dönemiyorum. en sonunda kadının sesi tahammül edilemez bir hale geliyor. arkamı dönüyorum, tam yüzünü görebilecekken uyanıyorum.

kalbim güm güm atıyor. kendi yatağımdayım, yüzüm duvara dönük ve arkamda olup bitenlerden habersizim. gereksiz bir korku oluşuyor vücudumda. kalbim hala çarpıyor.arkamı dönüyorum bir güçle. oda karanlık... saat 05:12 . nefesimi dengelemeye çalışıyorum.

kızın sesi hala kulaklarımda.
anlam veremiyorum.
bilinçaltıma sıçıyım.
bari doğum günümde rahat dur.



19un ilk itirafı


ne ruhsuz hissettim kendimi şuan bilemezsin
söylemek istediklerim
tıkıyor ruhumu..
keşke öpsen beni.
o küçük anlar var ya..
büyüse onlar, kocaman olsalar.

keşke bir kez öpsen beni..
karşımda iç çekişlerin var ya
onlara karışsam,
içini görsem.
kurtarsan beni bu karmaşadan

çok bir şey istemiyorum,
yalnızca öp beni.
ama onu düşünmeden
beni, yanında ben olduğum için
sımsıkı öp.

keşke bir kez daha öpsen beni
hatta boşver.

keşke ben öpebilsem seni.


şaka gözyaşları bunlar

şaka gibi...
23:45 ti saat ve ben facebooktan kutlanan doğum günlerinin ne kadar samimiyetsiz olduğunu düşünüyordum. 15 dakika sonra benim doğum günümdü ve görünürlüğünü kaldırmaya karar verdim. sonra düşündüm ya kimse hatırlamazsa? hayatımızın tümünü kapsayan "facebook" sayesinde insanlar benim doğum günümü hatırlayacaktı.

gerçekten kendime inanamıyorum, yapamadım. kutlamasalar ne olabilir ki ! bunun farkındayım ama yine de yapamadım... çok komik şuan kendi kendime gülüyorum.

saat 00:00 olduğunda "duvarıma" yazılanları okumaya başladım ve gözlerim doldu. meğerse hayatımın en derinine girmiş. eskiden saat 12 olunca telefonuma gelecek mesajları beklerken kalbim çarpardı.. orta okulda hoşlandığım çocuk mesaj atacak falan diye uykusuz kalırdım. şimdi geldiğim noktaya bak..

vay anasını..