21 Nisan 2011 Perşembe


ben mi ? İyi ki doğdum... 19muş.. garip bir yaş sanki. yarısı dolu, yarısı boş.

büyüyorum.
düşünceler kaplamaya başladı bile tüm hayatımı.
buna deniyormuş büyümek.
iyi ki annemin gözünde
hep küçük tombul sarışın kızım...

yarın ölebilirim,
ne ile karşılaşacağımı bile bilmeden.
ya da yarı boş yaşımla
yenilikler yaratmaya çalışırım bu hayatıma


mesela dua ederim,
her gece sıraladıklarımı alırım başa.
sonra cicilerimi giyinip geçerim aynanın karşısına
bağıra bağıra şarkı söylerim.
bileğimi burkar, işe güce ara veririm.
hiç okumadığım bir yazarın kitabını alır yarısında keserim okumayı.
ama bunlar yenilik değil.
daha alevlisine ihtiyacım var benim!

mesela hiç söyleyemediğim üç beş cümleyi
söylerim ona.
belki bu sefer tutmam kendimi
içimden ona sarılmak, öpmek geldiğinde.
belki baş kaldırırım bu sefer
çatı altındaki haksızlıklara...
belki..
ve daha fazlası
ancak bunları yaparsam yarısını doldurur
önüme bakarım.

çünkü 19 böyle bir yaş.
20 değil,
18 hiç değil.


3 Nisan 2011 Pazar

hani yağmura inat çırıl çıplak

şen çığlıklar atıyorum
bu gece
ıpıslak elbisemle koşuyorum
ışıkların altında
bu sokakta
hızlanan yağmura inat!
sesimi kırılana kadar yükseltiyorum
şükürler olsun
yağan bir yağmur var.

kıçımda hissediyorum
o ısıran soğuğu
kaldırımda.
hani canın yanar ama vazgeçemezsin ya
işte öyle bir şey.
yağmur ve ıslak.
saçlarımdan akan damlalarla atıyorum ben
seni
içimin içinden
usulca değil.

çok ıslak elbisem
ve inan bana çırılçıplak daha güzel her şey.
çırıl artı çıplak.
bir de ıslak.

huzluk

uyandır beni gün ışığıyla
hayat çok zor desin diğerleri

neyim var benim
gözlerimin rengi değişiyor
güneşten.

doğal bir şey
ne olduğunu bilmiyorum
var
ve çok canlı.

güneşin camıma vuran ışıklarını ört
kara perdelerinde
uyut beni o hiç memnun olmadığın sesinle.

inat

nefes alabilmek güzel şey.
odaya sinen sigara kokusu
iğrenç.
ışık gözümü alıyor,
yazmak için oturup, sabaha kadar saçmalıyorum.
yazıyorum,
siliyorum,
tekrar yazıp, tekrar silip kendimle kalıp
uyuyorum.

bilgi

o ölecek.
biliyorum.
söyledi bana dün gece
en pis düşümde.
kendimin karmaşasına yenik düştüğüm
o lanet gecede
gizlice rüyama giren
bir deli sanki.

konuşup öpen, koşarak kaçan.
sevimsiz, sevgisiz.
ilgisiz.

deli sanki.

17 Şubat 2011 Perşembe

güneşe baktıktan sonra nereye baksanız o güneşi görürsünüz ya..

hani bir ışık hayal edersiniz yıllarca, onu görünce ona dokununca artık her şey pembe gelir insana. hatta sevgiye boğarsınız kendinizi, kamaşan gözleriniz göremez hiç bir karmaşayı.
güneşe baktıktan sonra nereye baksanız o güneşi görürsünüz ya..
işte..
hava ısınmasına yakın kalkar ya hayvanlar kış uykusundan, uyanıyorum sanırım bende bu derin uykudan.
güzel şeyleri dile getirmekte zorlanan ben sanırım ilk kez içimden konuşabiliyorum bu konuda.
bu güzel bir ilerleme.
adım, adım.

9 Şubat 2011 Çarşamba

aklımı kaybediyorum,
milim milim uzaklaşıyor benden
uçup gidişini görüyorum
ellerimi kımıldatmadan
göz ucuyla bakıyorum..

yükseliyor,
alçalıyor..

oyun oynuyor adeta.
yinede bakıyorum,
bekliyorum.
geri döneceği yer benim yanımdır diyorum

bekliyorum.
benim yanım,
onun..